Ürgüp, Göreme ve Avanos

60 milyon yıl önce aktif halde olan Erciyes, Hasan Dağı ve Güllüdağ adlı 3 yanardağın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu tabakanın milyonlarca yıl boyunca rüzgâr ve yağmur tarafından şekillendirilmesiyle oluşmuş muazzam bir toprak bütünü bu bölgeler. M.S 4.yüzyılda bölgeye Hıristiyanlar geliyor ve Kapadokya’nın vitrini olan bu yerleşim bölgelerinin asıl güzelliği bu devirden sonra ortaya çıkıyor. Üzerlerinde kurulan baskının artmasıyla birlikte bölge Hıristiyan halk için sığınma, ibadet edebilme ve istedikleri gibi yaşayabilme imkânı sağlıyor, yumuşak tüf tabakasına kiliseler, manastırlar, evler oyuluyor. İnsan elinden çıkan bu olağanüstü oyma binalar, doğal olarak ortaya çıkan “Peri Bacaları” ile birleşerek ortaya inanılmaz bir manzara çıkarıyor. Bugün hala, yüzyıllar boyunca insanlar tarafından oyularak ev haline getirilen yapılar ev, otel ve restoran olarak kullanılmaya devam ediyor.

Kaymaklı ve Derinkuyu Yeraltı Şehirleri

Kapadokya bölgesinin en özel yerlerinden biri de yeraltı şehirleri. Düşman baskınlarından korunmak için yerli halkın kendi evlerinin altına kazdıkları küçük odacık ve tünellerin birleşmesi sonucu ortaya çıkan inanılmaz yapılar bunlar. Bazıları 30.000 kişiyi barındırabilecek büyüklükte olan bu şehirler insan elinden çıkan en etkileyici yapılardan biri. İçerisinde yüzlerce odacık, dehliz ve koridor bulunan bu şehirler içeri giren düşmanları yanıltmak, tuzağa düşürmek ve kafalarını karıştırmak için özel olarak tasarlanmış. Yalnızca bir-iki kişinin sığabildiği küçük yatak odaları, büyük salonlar, kiler ve şarap mahzenleri, havalandırma sistemi ve su kuyularının olağanüstü bir ahenkle bir arada var olduğu yeraltı şehirleri, yerli halkın günlerce, haftalarca bazen de aylarca düşmanlardan uzak yaşayabilmelerini sağlamış.

Ihlara Vadisi

Ihlara Vadisi’nde ilk yerleşimin 4. yüzyılda başladığı biliniyor. Melendiz Çayı’nın 14 kilometre uzunluğunda ve 100-200 metre derinlikte bir kanyon oluşturarak ortaya çıkardığı bu vadi ve vadinin içinde bulunan kayalara oyulmuş kiliseler, korunarak günümüze ulaşmış. Kapadokya denince akla ilk gelen yerlerden biri olan vadi, Güzelyurt ilçesinin Ihlara Kasabası’nda bulunuyor.

Şarap Evleri

Kapadokya’nın nesillerdir yaşattığı ve günümüze bir kültür hazinesi olarak getirdiği şarapçılık geleneği bugün hala insanları mest etmeye devam ediyor. Üzümlerini kendi bağlarında yetiştiren, kendi tesislerinde işleyen halk, herkesin mutlaka tatması gereken harika bir zanaatı sürdürüyor. Bölgenin beyaz ve kırmızı şarapları, Anadolu’nun en kaliteli yerel şaraplık üzümleri olan Kalecikkarası, Öküzgözü, Boğazkere, Emir, Narince ve Dimrit kullanılarak yapılıyor.

Uçhisar

Kapadokya’nın en yüksek noktası olan Uçhisar, şehir merkezine 5 km mesafede yer alıyor. Tüm Kapadokya bölgesinin en güzel panoramik seyrinin yapıldığı tepe üzerine kurulu olan kasaba ve adını bu kasabadan alan Uçhisar Kalesi, Kapadokya’nın kapısı olarak da biliniyor. Gün batımının izlenebileceği en güzel yerlerden biri de burası.

İbrahimpaşa

Sadrazam Damat İbrahim Paşa kendi yaptığı imar planı ile bugünkü Nevşehir’in temellerini atan Osmanlı paşası. Köprüler, hanlar, hamamlar, medreseler ve camiler inşa edilen köydeki en önemli yapı ise Damat İbrahim Paşa Külliyesi. Kurşunlu Cami ise yüksek ve kalın bir duvar ile çevrili bir avlu içinde yer alan ve İbrahim Paşa Camisi adı ile bilinen bir yapı.

Güvercinlik Vadisi

Uçhisar’dan Göreme’ye uzanan 4100 metrelik bir trekking vadisi olan Güvercinlik Vadisi, adını vadilere oyulmuş güvercinlik adı verilen yuvalarda beslenen güvercinlerden alıyor. Güvercinleri izlemek ve manzaranın keyfini çıkarmak için eşi bulunmaz bir bölge.

Sıcak Hava Balonu Turları

Kapadokya’nın adeta vitrini haline gelmiş olan sıcak hava balonu turları, aşağıdaki olağanüstü manzarayı kuş bakışı izlemek isteyenler için. Gün ağarırken çıkılan bu eşsiz yolculuk farklı kategorilerde sunulan uçuş programlarını kapsıyor. Dingin havanın ve doğa harikası yeryüzünün aynı anda keyfini çıkarmak için bulunmaz bir fırsat durumundalar.

Çömlek Atölyeleri ve Galerileri

Yöreye ait en eski zanaat türlerinden bir diğeri olan çömlekçilik, usta ellerin yoğurduğu kilin bir sanat eserine dönüşmesi anlamına geliyor. İnsanlığın çömleği nasıl keşfettiğini tam olarak bilinmemekle birlikte, genel kanı toprağın ateşte pişip sertlik kazandığının tesadüfen bulunması yönünde. Bugün birbirinden değerli çömlek ve toprak eşyanın sunulduğu atölye ve galeriler